"Bütün iş, sevmesini ne kadar biliyorum, ne kadar bilmiyorum."

_

17 Haziran 2007 Pazar

Susuz Şehrin Sultanı




Nazım Hikmet, Mehmene Banu’ ya her ne kadar kişisel bir hikaye yüklemiş, onu bir karakter derinliğinde işlemeye meyletmişse de, göz ardı edemeyeceğimiz şey, Mehmene Banu’ nun iktidarı simgeliyor oluşudur. Biz bu hikayeye, iktidarı simgeleyen bu genç kızın gözünden bakıyoruz.

Oyunun başında, bir yanda Mehmene Banu’ nun sorumlu olduğu insanların susuzluktan sinekler gibi dökülüp ölmeleri, bir yanda da biricik kardeşi Şirin’ in ölümcül bir hastalığa yakalanmış olması var. Bütün bir şehre karşı bir tek kişi, ve Mehmene Banu için ağır basan, bu bir tek kişi oluyor o anda. O halde Mehmene Banu’ nun, halkını umursamayan, kötü bir hükümdar olduğunu düşünebilir miyiz?

Ben, kendi hesabıma, halkının başındaki susuzluk belasının, Mehmene Banu için ciddi bir baskı unsuru olduğunu düşünüyorum. Çünkü sonuçta bu sorunu çözmek, hükümdar olarak onun görevidir, ve Mehmene Banu bunu başaramamıştır. Çözemediği bir sorunla karşı karşıya kalan insanın onu yok sayması gayet yaygın bir durum. Mehmene Banu da, bir ihtimal, kendisine hatırlatılmadıkça bu konu üzerinde kafa yormamayı tercih ediyor.

Madem Ferhad tek başına bu dağı yirmi yılda deliyor – aslında oyunda deldiğini görmüyoruz ama Nazım ilk önce delmesini ve suyun altında boğularak ölmesini düşünmüş - , yani eninde sonunda bu dağ delinebiliyor, o halde neden pek çok insan çalışıp daha kısa sürede delmiyor? Madem Demirdağ delinebiliyor, niçin Mehmene Banu bunun için gerekli düzenlemeyi yapmıyor? Acaba halkını gerçekten mi umursamıyor? Öte yandan, susuzluktan kırılan Arzenliler niçin bir girişimde bulunmuyorlar?

Eğer Mehmene Banu’ nun, halkını gerçekten umursamadığını kabul edersek, Demirdağ’ ın sultan üzerinde yarattığı baskıdan da söz edemeyiz, o zaman bu müziğin de anlatacak bir şeyi kalmaz. Ben, Mehmene Banu’ nun - başarılı olup olmadığı tartışılır ama - halkını umursayan bir hükümdar olduğunu kabul edip, tezlerimi bunun üzerine şekillendiriyorum.

Hayatta rastladığımız bir durumdur. İnsanlar bir şeylerden şikayet ederler. Aksilikler, engeller onların enerjisini çalar da çalar, ama yine de bunu çözmek için kesin bir hamle yapmazlar, bunların çözümsüz sorunlar olduğundan emindirler. İşte Ferhad’ ı diğer insanlardan ayıran ve onu kahraman yapan budur. Demirdağ’ ın delinebileceğine inanmasıdır. Hoş, inanmasaydı da, sadece aşkı için yapardı bunu. Ve belki de fazla akılcı düşünmeyi bir yana bırakıp Nizami Gencevi’ nin bilgeliğini ödünç alarak kabul etmeliyiz ki, kimselerin delemediği bu dağı Ferhad’ a deldiren, Şirin’ e olan aşkının gücüdür.

Ferhad ne şanslı ki ona bu gücü ve inancı veren aşkı var. Mehmene Banu’ ya ne yazık ki, o, böyle bir aşktan yoksun. Bu yüzden, Ferhad için savaşılacak ve çözülecek bir mesele olan Demirdağ, Mehmene Banu için çözümsüz bir düğüm. Bütün düşüncemi ve bu müziğin ana fikrini, Demirdağ’ ın Mehmene Banu üzerinde kurduğu baskıya dayandırıyorum. Zira, daha sonra Ferhad hayatına girdiği zaman, Mehmene Banu’ nun hayatında çözemediği ikinci bir düğüm oluyor ve bu kız çareyi ( ya da teselliyi ) iki çözümsüz sorununu birbiriyle çarpıştırmakta buluyor.

Olmazları olduran o aşktan yoksun, Mehmene Banu. Susuz Şehrin Sultanı. Albüme böyle başlamak, daha kardeşinin hastalığından dem vurmadan, Arzen arka planını anlatmak istedim, çünkü halkının susuzluğu, Demirdağ’ ın uğursuz gölgesi, Mehmene Banu’ nun karakterini belirleyen başlıca unsurlardan biridir fikrimce.

Hiç yorum yok: